Benim Hikayem - Bölüm 1

Roman yazmak için özel bir kabiliyet gerekir mi? Yoksa sadece yaşadıklarımız mı yazmaya muhtaç bırakır bizi? Yazılan her bir cümle, her bir satır aklımıza tesadüfen mi geliyor ya da yazılması gerektiği için mi yazılıyor onca kitap? 

KARALA KARALA KARALA hep aynı evde ki bütün A-4 kağıtlarını itinayla buruşturup,basket atmıştım.Ama hale aklıma ne güzel bir hikaye ne de şu kişisel gelişim kitaplarında bulabileceğiz türden afili bilirsiniz işte içinde derin manalar olan ama anlamak için üç dört defa okumanız gereken türden bir iki cümle geliyordu.Aşk dolu cümleler mi bu ahmakça bir fikir kendimi aşk denilen olguya – durun bir saniye aşka olgu denilip denilemeyeceğini bilmiyorum.Her ne deniyorsa işte olgu,tesadüf,yaşayış tarzı – Şey kelimesini kullanmayı sevmem ama aşk konusundaki cahilliğime verin kullanmak zorundayım.Baştan alalım aşk denilen şeye kendimi kapatalı uzun zaman olmuştu.Şimdi tekrar aşka kapalı durumdayken bir şeyler yazabilmeye ihtimalim var mıydı.Tamam hayalperest olmaya gerek yok,ben artık iyi yazamıyorum.Belki romantik bir şarkı iyi gelebilir.Yani en azından biraz duygu yüklenebilirim ama korkuyorum.Ya birden yine aşık olmaya hazır hale gelirsem ya ben farkında olmadan yine kalbim ona konarsa.İşte oldu fazlaca ergen ve aşık bir iki cümle.Ona konarsa dediğime inanamıyorum.Gizemli ve aşık bir iki cümle.Dedim bu işi beceremiyorum.O zaman neden ısrar ediyorum yazmakta.Sanırım kalemin kağıda sürttüğünde çıkardığı o ses  beni yazmaya bağlayan.Peki ya iyi yazabilmem için gerçekten ne gerekiyor.Oysa ki şu ilham perisinin payı yastığımın altında her zaman saklıdır.Tamam bunu uyduruyorum.Demek istediğim ilham perisi neden arada bana uğramıyor.Bunun alçak gönüllü yazarlar tarafından kendilerini hafife almak için uydurulduğu hakkındaki tezim çokta yanlış olmasa gerek.Bütün o büyük yazarlar nasıl oluyor  da kelimeleri o kadar büyük bir ustalıkla yan yana diziyor ve elimizden bırakmak istediğimiz çabuk bitmesin diye her kelimeyi ikişer kez okuduğumuz o müthiş romanları yazıyor.Güzel bir şeyler yazıyor olabilme isteğiyle çevrelenmiş olduğum için bana göre olmadığının farkında olsam da aşkla ilgili bir şeyler yazacağım. Bir gün olmadık bir zamanda çıktın karşıma aşka ne hazır olmadığım en beklenmedik ama en çok muhtaç olduğum zamanda gördüm seni.Attığın her adımı,aldığın her nefesi takip edebilecek kadar çok seviyordum seni.Sana benzeyen birini seviyordum.Hiç olmadığım kadar sen olmuştum seni severken.Evet ben seni seviyordum sevdiğimi bütün dünyaya haykırabilecek kadar aşk dolu ama bunu sadece sana söyleyemeyecek kadar korkak biri olmuştum.Pardon korkak mı dedim buna hiç inanmıyorum çünkü.Aşkla ilgili çok bir şey bilmesem de aşkın insanı cesur kıldığını biliyorum.Âşıksan gözü kara olursun arkadaş.Şu anda beni bu zamana kadar dinlediğinize pişman olduğunuzun farkındayım.Belki de okumayı bıraktınız.Kendine güveni olmayan bir kızın bir çocuğa olan daima masum kabul edilen aslında çokta etik olmayan bir o kadar da umutsuz aşkı.Bilindik bir hikaye .Belki de ucuz bir hikaye.Size bunun aksini iddia edecek değilim.Aslında benim hikayem tam da bu.Kendini güya aşka kapamış bir kızdan şizofrenik itiraflar.Ne desem nasıl başlasam.En baştan başlasam muhtemelen benden nefret edersiniz.Şu an ki durumumu anlatsam bana acırsınız.Eğer diğerlerinin beni tanıdığı ve aynada gördüğüm kişinin ağzından yazarsam muhtemelen kaçık olduğuma dair oluşmakta olan fikrinizi netleştirirsiniz.Peki ya içerdeki ben hani hep bahsedilen içerlerde bir yerlerde var olduğuna inanılan.Şu içindeki çocuk ruh olayına benzer bir şey yani.Siz acıma duygunuzu bir kenara bırakın, ben de saçma uydurmalarımı.Belki böylece beni anlarsınız.Bunun imkansız olduğunun farkında olsamda belki kendinizi benim yerime koyarsınız.Eğer benim gibi 20 yaşındaysanız kendinizden bir şeyler bulursunuz belki benim hikayemde.Dolu dolu bir aşk hayatım yok.Aslında benim bir aşk hayatım yok.Yani hayat müşterektir lafına baya ters hep tek taraflı.Evet biliyorum sağlam bir şifozrenim.Bunu şu anda dinlediğim duygusal şarkıya verin.Teoman dinliyorum.Benim durumumdaki biri için ağlamak ve bir süreliğine sarhoş olmak için ideal ve temiz bir yol.Neyse giriş kısmını fazla uzattığımın farkındayım ama hikayeme geçmek konusunda çokta istekli olmadığımı itiraf etmek zorundayım.Çünkü anlatmak zor.Ama bir yerden de başlamak lazım.Uzun bir süre hayallerin var olmayan gücüne inandım.Var olmayan diyorum çünkü eğer hayallerin gerçek olması gibi bir şey söz konusu olsaydı ya da şu The Secret da bahsedilen düşünce olayı işliyor olsaydı.En azından bir kez bile olsa böyle bir deneyim yaşamış olmam gerekirdi.Düşünce ve hayal dünyasında fazlaca yer aldığımı sanıyorum.Çok fazla arkadaşım oldu benim.Hepsini ustalıkla kendimden soğutmayı başardım.Benimle arkadaş olması bile mucize olan insanların arkadaşlıklarını sınamak gibi ahmakça bir çaba içersine girdim.Bunu özellikle yapmadım elbette .Onların bana olan davranışlarına belki de sözde sevgilerine inandırmaya çalıştım kendimi.Bunların en çoğunu yani bu tuhaf sınamaların en büyüğünü uzun yıllardır tanıdığım çok sevdiğim bir arkadaşıma yaptım.Eğer bir Amerikalı olsaydım.Size onunla yaptığımız çılgın şeylerden ya da kamp maceralarından bir kesit anlatmakla başlardım.Ve muhtemelen bu kamp maceralarından birinde arkadaştan biraz daha öteye geçmiş olurduk size birkaç romantik bakışmadan bahsedebilirdim.Ama benim size oyunlarda hani şu 3.sınıfta oynayan kovalama oyununda beni eş seçmesinden o zamanda önemsiz ama beni bir o kadar heyecanlandıran birkaç basit el tutuşmadan başka anlatacak romantik bir hikayem yok.El tutuşma dediysem ben onu yakaladığımda tekrar kaçma ihtimalini azaltmak için kolundan eğer o gün şansım yaver gitmişse elinden sıkıca tutmaktan bahsediyorum.3.sınıfa giden henüz adını veremediği bir şeyler hisseden küçük bir kız için bu el tutuşmanın ne kadar önemli ve manidar olduğuna değinmeme gerek yok sanırım.Ve o kovalamaca oyununu oynadığım için hala kendimden utanıyorum ya da daha marjinal bir ifadeyle kovalamaca oyunu konusundaki mazimi tarihin tozlu sayfalarına gömdüm yani hocamızın zorla yazdırdığı ama benim şu mutlu olduğum günlerde kendi isteğimle yazdığım ‘ bu gün onun elini tuttum çok tatlıydı ’ gibi birkaç satırda kaybolup gitti.Çok sevdim onu asla vazgeçmeden çok uzun süre.Şu anda onu merak ettiğinizi tahmin edebiliyorum.Küçük bir kızken kokusunu burnuna çekmenin ne kadar ölümcül olduğunu bilmediğim zamanlardan kalma burnuma gedikli kokusu var.Eğer bu kokuyu hissedebilme imkanınız olsaydı.Onun benim için ne demek olduğunu daha iyi anlardınız sanırım.Hiç unutamadım gülüşü,bakışları.Şu anda kağıda iri bir göz damlası bıraktığımı düşünüyor olmanız normal ama ağlamanın bir işe yaramadığını biliyorum ve kendimi koyverdiğim bunalım dönemleri haricinde ağlamıyorum.En kötüsü ne biliyor musuz hep bir gün sevebileceği umuduyla mum gibi her an,her saniye biraz daha erimek.Her sabah ona uyanıyordum ben.Evden onunla birlikte okula yürüme umuduyla çıkıyordum.Bu sözler 3.sınıftaki küçük bir kızın günlüğe ait olabilecek türden yine karala ve yine karala.Daha iyisi nasıl yazılır ya da ben bu kadar basit yazmakta neden bu kadar ısrarlıyım bilmek isterdim. Tamam vazgeçmek yok yani her seferinde vazgeçerek yazı yazılmıyor ama bazen gereksiz çok duygusallaşıyorum.Yazmayı bırakıyorum ve 2 gün geçti.Yeni bir yazma isteğiyle yeniden başlıyorum.Sanırım başlarda cevapsız bıraktığım bir soru vardı.Baştan mı yoksa şu anki durumumdan mı anlatmaya başlamam gerektiği.Bu konuda kararsız olduğum için kısa kısa bölümler halinde yazmaya karar vermiştim.Ama dedim ya duygusallığın verdiği etkiyle yazamadım ya da vasat bir şeyler yazıp sonradan okuduğumda yine hayal kırıklığına düşmekten korktum da denebilir. ŞİMDİLİK BU KADAR SANIRIM DEVAM EDECEK …
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !